EĞİTİM ÖĞRETİMDE AİLENİN ROLÜ

 

AİLE İÇİ İLİŞKİLERDE DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR

ÇOCUK ANA-BABA ARASINDAKİ İLİŞKİLER

 

Aile insan ilişkilerinin sergilendiği bir sahne gibi düşünülebilir. Çocuk bu sahnede insan ilişkilerini bütün karmaşık yönleri ile gözlemler ve yaşar. İnsan ilişkilerini belirleyen anlaşma, uzlaşma, bağlılık, işbirliği gibi olumlu nitelikleri evde kazanır. Anlaşmazlık, çekişme ve çatışma gibi olumsuz tutumları da evden öğrenir. Aile içindeki ilişkilerin temelini ana ve babanın birbirine karşı tutumu oluşturur. Uyumlu ve sıcak ilişkiler ana-babadan çocuklara doğru yayılır. Her ailenin yazılı olmayan bir yasası, herkesin uyması beklenilen kurallar bütünü vardır; denilebilir. Bu özel yasalar aliye bir başka kişilik, bir kimlik verir. Ortaya her ailede ayrı görünüm kanan bir işbirliği ve dayanışma çıkar. Rol dağılımı yerinde ise her üye kendine düşeni yapıyorsa aile dayanışması sürer. Rol dağılımı; yani üyelerin birbirlerinden bekledikleri gerçekçi değilse dayanışma sarsılır. Her toplum kurumunda ve her kümede olduğu gibi aile içinde de arada bir çatışma çıkması, denge ve dayanılmanın zayıflaması olağandır. Her ailede sorunlar ayrı olduğu gibi bu sorunların çözümleniş yolları da başkalık gösterir. En sağlam, en dengeli aileler bile yaşam boyunca dengelerini sarsıcı durumlarla karşılaşırlar.

Başarılı bir aile, her yaştaki aile bireylerinin temel ihtiyaçlarını tümüyle karşılayandır. Yaşamın her döneminin kendine göre zevkleri ve zorlukları olduğu şüphesizdir. Aile içinde herkes çeşitli dönemlerde bulunan kişilerin güçlüklerine, üzüntülerine saygı göstermeli, onları küçümsememelidir. Herkesten önce aile içindeki çocuklar mutlu olmalıdırlar. Çünkü mutlu bir çocukluk ilerde topluma mutlu kişiler kazandırır.

Bazen çocuklar özveriyi hep ana-babadan beklerler. Dünyadaki karşılıklı ilişkilerin hiçbirinin tek yanlı fedakarlığa dayanamayacağından bahsedilir; bu kurala uymayan tek ilişki ana-baba-çocuk arasındaki ilişkidir; demek doğru olur. Ama mutlu ve başarılı bir ailede tıpkı işlerin paylaşılması gibi fedakarlık bakımından da ailenin her ferdi zamanına ve yerine göre kendine düşeni yapmalıdır.

Anne-babanın güvenli bir çocuğa sahip olabilmeleri için, önce kendilerine, sonra birbirlerine, ardından da çocuklarına güvenmeleri gerekir. Ana-baba çocuğundan yaşa ve yeteneklerine uygun isteklerde bulunmalı, çocuğu hayal kırıklığına uğratacak yaşının üstündeki beklentiler içine girmemelidirler. Anne ve baba öyle bir ortam hazırlamalıdır ki çocuk sanki her zaman anne ve babasının yanındaymış gibi kendini güvenli ve hiç yanında değilmiş gibi özgür hissetsin (aşırı koruyucu yaklaşımdan kaçınarak çocuğun kendi kendini yöneten bir birey olmasına fırsat vermelidirler).

İdeal ana-babayı betimlemek zor olmakla beraber başarılı ana-babalar çocuğun ihtiyaçlarını sezen, onlara uygun yanıtlar veren, aşırı hoşgörülü veya katı olmayıp, çocuğa karşı esnek bir yaklaşım içinde olan davranışlarında belirli bir devamlılık ve kararlılık sağlayan, karşı çıkmadan önce her zaman çocuğun isteklerini dinleyen ana-babalardır.

Bazen çocuğun (gencin) gereksinimi o denli güçlüdür ki ana-babasına sorun yarattığını bilmesine karşın davranışından vazgeçmeyebilir. Bu duruma çatışma diyoruz. Ana-baba ve çocuğun gereksinimleri çatışır, karşılanması tehlikeye girer ve ilişkide bir sorun oluşur. Ana-babalar iyi bir dinleyici olursa hiçbir şey kaybetmeyip çok şey kazanırlar. Çatışma çıkınca anne-baba, çocuktan iki tarafın da kabul edebileceği bir çözüm için katılım

 

 ister. Güç kullanma ve baskı olmamalıdır. Dürüst olmak her iki tarafı da rahatlatır. Anne-baba ve çocuk arasındaki bu katılım ve paylaşımın şu şekilde gerçekleşmiş olması sağlıklı olacaktır.

-         Sorunu tanımlama,

-         Olası çözümler üretme,

-         Çözümleri değerlendirme,

-         İçlerinde en uygun olana karar verme,

-         Kararın nasıl uygulanacağını belirleme,

-         Çözümün başarısını değerlendirme.

 

Bazen bu ilişkileri bozan bir başka sebep de ebeveynlerin tutarlılık ilkelerinde bazen daha yumuşak, bazen daha sert tavırlar almalarıdır. İçinde bulundukları duruma göre bazı davranışlarınızın (çocukların) kabul görmesi, farklı bir gün ve çevrede onaylanıyorsa bir ikilem yaratacaktır. Bunun tek açıklaması; ailenizin o an içinde bulunduğu durum ve çevreden kaynaklanıyordur. Onlarla konuşmaya çalışarak ve fedakarlık ilkesini hatırlayarak ve de asla durumdan yararlanma amacı gütmeyerek hareket etmek doğru olur. Kabul görmeyen bir davranışınız için tavır almaktansa sebebini öğrenmek, bunu daha kolay anlaşılır bir hale sokacaktır.

Ailede ana-baba kuşkusuz  bir otoritedir çocuk için. Yalnız otorite iki anlama gelir;

                        1) Uzman, deneyim

                        2) Denetim, emir ve ceza gücü

Çocuğa yansıyan ya da yansıtılan otorite, uzman ve deneyimli bir kişi olarak yaklaşan anne-baba rolü olmalıdır. Büyük olasılıkla tarihteki tüm diktatörler güçlerini gerçekten

insanların iyiliği için ve çok akıllıca kullandıklarını düşünmüşlerdir. Niyetleri iyi olabilir ama sorun diktatörün ne hissettiği değil, disiplin altındakilerin ne hissettiğidir. Anne baba da çocuk üzerinde disiplin kurmaya çalışırken onların istek ve beklentilerini göz önüne almalıdır.

Yapılan bir araştırmada 7400 gence ana-babalarını en baskıcı tutumdan en gevşek tutuma kadar sıralanan altı değişik kümeye yerleştirmeleri istenmiş; şöyle bir sonuç ortaya çıkmıştır.

1.      Otokratik

2.      Otoriter

3.      Demokratik

4.      Eşitlikçi

5.      Hoşgörülü

6.      Aldırmaz tutum

 

Orta sınıflardan gelen gençlerin çoğunluğu anne-babasını demokratik, eşitlikçi ve hoşgörülü olarak tanımlamışlar. Kırsal kesimden gelen gençler ise daha çok otokratik ve otoriter olarak sınıflandırmışlardır.

Ancak ana-baba tutumu otoriter olsa bile eğer gence neyin; niçin yasaklandığı, neyin hoş görülmeyeceği açıklanırsa gençler ana-babalarını baskıcı ve katı olarak algılamamaktadırlar (demokratik tutumlu ana-babaların çocuklarının benlik saygıları, kendilerine güvenleri daha yüksektir ve davranışlarında daha bağımsızdırlar).

 

ANNE-BABA ve ÖĞRENCİ ARASINDA ETKİLİ İLETİŞİM

Ergenlik çağındaki bir öğrenciye ailesinin yapabileceği en büyük yardım; onu anlamak, sorunları konusunda, yanında olduğunu hissettirebilmektir. Ancak, ne var ki bu dönemde anne-baba ile öğrenci arasındaki ilişkiler çoğu zaman olumsuz olabilmektedir. Anne-babaların sık sık “Oğlum çok değişti, eskiden hiç böyle yapmazdı” , “Kızım hiç sözümü dinlemiyor, her zaman dediklerimin tersini yapıyor” gibi yakınmalarını duymaktayız. Bu gibi yakınmalar ergenler tarafından da dile getirilmektedir. Problemin çözümü ise ebeveyn ile öğrenci arasında etkili ve sağlıklı, iletişim kurulmasından geçmektedir.

Kuşak Çatışması

Gençlerin sağlıklı gelişmesi için onlarla sürekli iletişim halinde olmak, özelliklerini bilmek, kişiliklerine saygı göstermek gereklidir. Böyle davranılmadığında gençler ile erişkinler arasında çatışma başlar. Kuşak çatışması denen bu durumda, gençler ve yetişkinler arasında ilişki kurma, etkileşim ve iletişim oluşturma olanağı bulunamaz.

Gençler ile erişkinler arasında meydana gelen kuşak çatışmasının başlıca nedenleri şunlardır:

·        Eve dönüş ve yemek saati

·        Ders çalışma, eğlenme ve gezme zamanı

·        Giyinme ve süslenme biçimi

·        Arkadaş seçimi ve arkadaş ilişkileri

·        Kız - erkek arkadaşlığı

·        Büyüklere karşı saygı

·        Gelenek, görenek ve değer yargıları

·        Dünya görüşü ve fikirlerin tutarsızlığı

  Kuşak çatışmasının onarılmaz boyutlara ulaşması, genç ile aileyi birbirinden koparır. Ailesiyle sağlıklı ve doyurucu ilişkiler kuramayan genç, bu gereksinimini başka kişiler ve gruplarda arar.

Gençlerin bir arkadaş grubunun olması onun kimliğini bulması, sosyalleşmesi ve kendini ifade edebilmesi için doğal olarak çok gereklidir; ancak ailesiyle kopmuş bir genç, çok farklı ve tehlikeli grupların etkisinde de kalabilmektedir.

 

Anne-babalar kuşak çatışmasının onarılmaz boyutlara ulaşmasını önlemek için şu ilkelere dikkat etmelidirler:

·        Her şeyden önce genç, artık kendisini bir yetişkin gibi görmektedir, siz de öyle görün ve ona saygı gösterin; “Hadi ordan, daha dünkü çocuğun söylediğine bak” türü yaklaşımlardan kaçının.

·        Gençlik çağına ait ruhsal, fiziksel özelliklerin neler olduğunu ve bunun gence olan etkisini öğrenip göz önünde bulundurun.

·        Gencin bu dönemde birbiriyle tutarsız olan davranışları karşısında soğukkanlı olun, kırıcı ve yıkıcı tepkiler göstermeyin.

·        Eviniz ve ailenizle ilgili alacağınız kararlarda onun da görüşünü almaktan çekinmeyin.

·        Konuşma ve tartışmalarda doğru düşündüğü, gerçeği bulup söylediği durumlarda ona hak verip, ona katıldığınızı söylemekten çekinmeyin.

Bir genç, arkadaş grubuyla ilişkileri ne boyutta olursa olsun, problemleri, sıkıntıları ve sevinçlerinde ailesinin yanında olduğunu hissetmelidir.

·        Gencin tutum ve davranışlarına yön verirken “Benim gençliğimde...” diye başlayan nutuk ve öğütlerden kaçının.

·        Ona öğüt vermek yerine örnek davranışlarda bulunun.

·        Tabii ki çatışmalarda gençlerin de üzerine düşen bazı görev ve sorumluluklar vardır. Gençlere şunları öğütleyebiliriz:

·        “Gençler bilse, yaşlılar yapabilse” deyişini unutmayınız.

·        Bütün isteklerinizin hemen, tümüyle o anda gerçekleşemeyebileceğini bilin.

·        Her yerde ve her zaman yetişkinlerden öğreneceğiniz bilgi ve deneyimler olduğunu kabul edin!

·        Konuşma ve tartışmalarda kırıcı ve sert olmayın!

·        Engeller ve sorunlar karşısında en büyük destekçinizin anne ve babanız olduğunu unutmayın!

 

Motivasyonun sağlanmasında ailenin olumlu rol oynayabilmesinin ilk şartı, genci anlamaktır. Ne denli zor bir dönem yaşadığının farkında olmak ve bunu da gence yansıtmak gerekmektedir. Bu da ancak aile içinde "Olumlu bir iletişim ortamı" kurulmasıyla olur. Olumlu bir iletişim ortamının olduğu ailelerde, aile üyeleri birbirini anlar, olduğu gibi kabul eder, hiçbir koşula bağlı olmaksızın sever ve birbirine güvenirler. Böyle bir ortamda yetişen genç, sevildiğini, kendisine güven duyulduğunu, anlaşıldığını bilir, bu da ona güç verir. 

 

Anne-Baba Eğitiminin Önemi

Günümüzde icra edilen tüm meslekler, eğitime tabi tutulmakta ve nasıl daha iyiye doğru götürülebileceği öğrenilmektedir. Bütün bunlar için enerji, zaman ve para harcanmaktadır. Toplumumuzun ve geleceğimizin ham maddesi olan çocuğun ev içinde nasıl gelişeceğini, eğitilip yetiştirileceğini öğrenip doğru uygulaması gereken anne-baba adaylarına da bu meslekte eğitim verilmelidir. Hemen hemen hepimiz, seçip seçmeme söz konusu olmadan, yetenekli olup olmadığımız soruşturulmadan, ön hazırlıksız, kurs-test almaksızın ve sınavlara dahi katılmadan yaşamımızın aşağı yukarı 20 yılını anne-baba mesleğinde geçirmekteyiz.

Anne-babalıkta çocuğu beslemek, giydirmek, sağlığını korumak ve onu okula gönderebilmek, iyi bir ebeveyn olmak için yeterli değildir. Günümüz çağdaş dünyası kişiliğini, zekasını ve yeteneklerini de geliştirmiş, kendine güveni olan bireyler aramaktadır. Eğitim sadece okulların sağladığı bir avantaj değildir. Gerçek eğitim evde alınan eğitimdir. Bu da sadece yanlışların düzeltilmesi, öğütlerde bulunmak, uyarmak anlamına gelmez. Çocuk eğitmek, yetiştirmek, çocuğun kişiliğinin tüm potansiyelinin gelişebileceği bir ortamı okul dışında ve okulu tamamlayıcı olarak ev içinde sağlamak ve bunun işlevliğini temin etmek demektir. Uçakların uçuşa hazırlandığı havaalanları gibi ev ortamları da çocukların hayata hazırlandıkları yaşama uçuş alanlarıdır.

Çocuk eğitiminin bir bölümünü yuva ve okullar yüklenmişse de, çocuk yaşamının 1/4'ünü okulda, 3/4'ünü evde geçirir. Bu açıdan bakıldığında çocukların yetiştirilmesinde anne-babanın rolü çok daha büyük ve önemlidir.

Anne-babalar günün 24 saatini, hem de tatil hakkı bile kullanmadan yaşamlarının 20 yılını bu meslekte geçirirler. Diğer mesleklerde deneme-yanılma uygulanabilir. Ancak anne-babalık mesleğinde deneme-yanılmaların sonucu ne yazık ki çok ciddi sorunlara sebep olmaktadır. Bu nedenle ciddi bir meslektir, eğitim gerektirir. Ayrıca bir sanattır. Geleceğin ve toplumun temel taşları olan en değerli varlıklarımız, çocuklarımız için bu sanatın öğrenilmesi, eğitilmesi gerekliliğine içtenlikle inanıyorum.

Çağdaş Anne-Baba Eğitimi Neleri Kapsayabilir?

1. Yüreklendirme ve Çabaların Takdiri

Çocuk yapılması gereken ve beklenen davranışlarda bulunduğunda hiç bir tepki gösterilmez, çocuğun böyle yapması normal görülür. Ancak yaptığı en küçük hatada hemen olumsuz tepkiler verirsek hatalı davranmış oluruz. İkaz ve tepkilerin işlevliği ancak olumlu davranışlara da gösterilirse geçerli olur. Olumsuz davranışlara verilen olumsuz tepkiler üzerine kurulu eğitim sisteminde çocuk kişilik ve yeteneklerini geliştirme olanağı bulamadığı gibi girişimciliğini de yitirir.

2. Olumlu Pekiştirme

Biz canlılar hazza yöneliğizdir, hoşumuza gidenleri tekrar duymak, yaşamak isteriz. Aferin, ne güzel olmuşun, sihirli bir etkisi vardır. İşte davranış mühendisliği denilen bilim dalı haz ve acı ilkesi üzerine kurulmuştur. Haz durumuna yaklaşır (yemek, okşamak, yakınlık, güzel söz) acı durumundan kaçarız (kötü söz, bağırma, acı verme, dayak, ceza). Olumlu davranışı tekrarlatmanın, kalıcı olmasının en iyi yolu, o davranış görüldüğünde hemen olumlu tepki göstererek, davranışı pekiştirmektir. Aferin, çok iyi olmuş, çok hoşuma gitti gibi sözler hem davranışı tekrarlatmak için bir garanti, hem de aile içi sağlıklı iletişimin kaynağıdır. Bunlar zaten böyle olmalı deyip, tepki vermemek bir eğitim eksikliğidir.

        Davranış mühendisliğinin diğer bir yöntemi kademeli yaklaşımlardır. İstenilen davranış yaklaşık olarak istenilene yakın hale geldiği zaman, anında olumlu pekiştirme yapılarak çabası yüreklendirilir. Örneğin; çocuk tabağındaki yemeğinin yarısını hiç uyarılmadan yedi, bitiremedi. Olumlu tepki, bugün yemeğinin yarısını ben söylemeden yedin, çok memnunum, şeklindedir. Çocuğun gayreti farkedilmiştir, yüreklendirilmiştir, pekiştirilmiştir. Böylece çocuk bu davranışı daha sık gösterir. Kademeli yaklaşmalar, davranış istenen kıvamda olmasa bile olumlu pekiştirme göstermek veya çabayı farkettiğinizi göstermektir.

3. Örnek Olmak

Eğitimin diğer bir güçlü öğesi de örnek olmaktır. Kızlar annelerini, erkekler babalarını, daha ileri yaşlarda öğretmen, arkadaş veya farklı yetişkinleri örnek alırlar. Ancak toplumumuzda yetişkinler dünyası, söylediğimi yap, yaptığımı yapma ilkesi üzerine kurulmuştur. Anne-baba çocuğunu döver, ancak çocuk kardeşini dövünce çok kızılır. Baba komşuya evde olmadığımı söyle der, ama çocuk yalan söyleyince kızılır, yalan üzerine konuşulur. Çocuğunun küfür ettiğinden yakınan bir anne "bu geri zekalı da nereden öğreniyor bunları" demişti bize. Öğütlerden çok istenilen davranışları örnek olarak göstermek güçlü bir yöntemdir.

4. Çocuğu Dinlemek

Çağdaş anne-baba eğitimine getirilen yeni bir yöntem de çocuğunu dinleyebilmektir. Bu yetenek kazanılır ve öğrenilir. Çocuğu gerçek dinleme sessizlik, anlayış, empati (kendini çocuğun yerine koyarak, olaya bakabilme yeteneği) ve yorumsuz dinleyebilme yeteneği gerektirir. Çocuğu dinlemek onun isteklerini mutlaka yerine getirmek değildir. Dinlemek o sırada sorunu olduğunu anlatan kişiyi rahatlatmak, anlayabilmek demektir.

Çocuk konuşurken dinlenildiği zaman:

  • Konuşma yeteneği, kelime hazinesi gelişir, kendini rahatlıkla ifade eder.
  • Çocuk derdini ve sorununu davranışla göstermek yerine (saldırganlık, ağlama, huysuzluk) sözle ifade ederek rahatlar.
  • Anlaşıldığını hisseden çocuk kendini daha huzurlu ve güvenli hissettiği gibi, sorunlarını konuşarak halleder.
  • Çocukla anne-baba arasında bir yakınlık doğar, çocuk onlara danışır, diyalog doğar.
  • Söyledikleri dinlenen çocuk da, anne-babasını dinlemeye başlar.

5. Yıkıcı Kızgınlık İfadesinden Yapıcı Kızgınlığa

Kızgınlığın yapıcı ve olumlu ifadesi, öğrenilmesi şart olan çok önemli bir yaklaşımdır. Yıkıcı kızgınlığın davranış ifadesi dayak, sözel ifadesi de sözle yaralamaktır. Kızgınlık genellikle SEN sıfatı ile dile getirilir. "SEN NE BİÇİM ÇOCUKSUN" gibi.

         Çağdaş anne-baba eğitiminde SEN yerine BEN kullanılır. BEN ile ifade edilen olumsuz duygular "söylediklerime bu şekilde cevap verdiğin zaman çok kırılıyorum" gibi bir konuşma çocuğu savunuculuğa itmediği gibi, anne-babasının duygularını daha iyi anlamasına, onları üzmemek için davranışını değiştirmesine neden olur. Ben dili ile ifade edilen yapıcı kızgınlıktaki çatışmalar çözülerek aile içi iletişim daha sağlıklı ve değerli olur. Sosyal bilimlerin ilerlemesi sonucunda insan ilişkilerinde yararları geçerlilikleri saptanan bu yöntemler aile içinde de her kişinin kullanabileceği uygulamalara dönüşmüştür. Geleneksel katı yaklaşımların, kişilik gelişmesine zararları saptanmıştır. Zira çocuğumuzu yetiştirmek ve eğitmek, aslında kendimizi eğitmek ve yetiştirmek demektir.

 

 

Öğrencilerin Başarılı Olmaları İçin Anne Babaların Dikkat Etmesi Gereken  Noktalar

 

  1. Bir çok öğrencinin  dinleme becerileri yetersiz.  Bunu geliştirmek için radyo dinlemelerini öneriyoruz.
  2. Bu yaştaki çocukların eğitim ve öğretim ile ilgili hedefleri olması gerekirken , daha çok  eşya, ev , araba  vb. materyalleri hayal ediyorlar. Bu  durum onların  ders çalışmalarını engeller.  Çocuklarımızla eğitimle ilgili hedefleri üzerine sohbet edelim.
  3. Aşırı derecede TV seyrediyorlar . Özellikle ders çalıştıktan sonra TV seyredilmesi unutkanlığa sebep olmaktadır  çocuklarımızı uyarmalıyız. Onların seyretmelerini istemiyorsak kendimizde seyretmemeliyiz.
  4. Ciddi dergi okuyan öğrencilerin sayısı çok az, daha çok magazin dergileri okunuyor  bu onları  görselliğe alıştırır  okumayı  engeller.  Görselliğe alışan kişiye ders çalışmak zor gelir. Bu nedenle daha ciddi (bilim teknik, edebiyat vb) dergiler okumaları için onları teşvik etmeliyiz.
  5. Kitap okuma alışkanlığı yok. Bu alışkanlığı  kazandırmak istiyorsak  birlikte kitap oku-ma günleri düzenlememiz gerekir. Bir çok öğrencinin yazıları  harf  hataları ,kelime hataları ve devrik cümle hataları ile dolu  bunların giderilmesi için bol bol okumak, yazmak ve konuşmak gerekir. 
  6. Ciddi  müzik dinleyenlerin sayısı az. Ders çalışırken müzik dinleyen çok fazla. Ders çalışırken  klasik müzik dinlenmesini öneriyoruz. Çünkü sözlü müzikler unutkanlığı artırır.
  7. Planlı çalışma  yok.  Yapılan bir araştır-mada yazılı planı olanların hedeflerine ulaştıkları ortaya çıkmıştır. Planlar  genel ve taslak şeklinde olursa uygulama kolay olur.
  8. Çocuklarımızın bir çoğu evde tek başına ders çalışıyor bunun sonucu doğal olarak bazı konuları tek başlarına çözemedikleri için kendilerine güvenleri sarsılıyor. Bu nedenle çocukların gruplar halinde çalışmaları hem onları sosyalleştirir, hem de birbirlerinden çok şey öğrenirler.

 

  1. Sorumluluk kazanmaları için kendi odalarının yönetimlerini onlara bırakalım, onların yapması gereken işleri biz yapmayalım.
  2. Onları dinleyelim. Nasihat, nutuk çekmeden.
  3. Koşulsuz sevgi gösterelim.  Onlara olan sevgimizi şartlara bağlamayalım. 
  4. Kişiliklerini olduğu gibi kabul edelim.
  5. Liderse  onun gelişmesine yardım edelim.
  6. Melankolikse  düşünmesini  icad etmesine izin verelim.
  7. Barışçıl soğukkanlı ise  çok arkadaşı olmasını engellemeyelim.
  8. Popüler optimist ise unutkanlığını hoş görelim, esprilerine  gülelim.

 

Kişiliğinin güçlü yanlarını  geliştirelim ,zayıf yanlarını  güçlendirmeye çalışalım.

  1. Ne yapmalarını istiyorsak önce kendimiz  yapalım.
  2. Sevgi dillerini tespit edelim;
  3. Onay sözlerinden mi?
  4. Hizmet edilmesinden mi?
  5. Hediye alınmasından mı?
  6. Nitelikli beraberlikten mi?
  7. Fiziksel temastan mı?  Hoşlanıyorlar  ona göre davranışlarımızı ayarlayalım.
  8. Maddi ihtiyaçlarının yanında manevi ihtiyaçlarının da doyurulması  ruh sağlığı açısından çok önem taşır. Özellikle kendi kültürel değerlerimizi anlatmalıyız  yoksa  kimlik bunalımına  girerler. 
  9. Ben duygusu ve biz duygusu dengeli olarak gelişmeli. Denge sağlanmazsa çocuklarımız ya aşırı bencil yada aşırı pasif duruma düşerler.
  10. Anne ve babaların bir çoğu   çocukları ile konuşurken  sen  dilini  kullanıyorlar  bunun  yerine  ben  dili  kullanılmalıdır. Örneğin: Başarısız dersleri olan çocuğa bu dersler nedeni ile geri zekalı demek başka, bu derslerin nedeni ile sana kızgınım demek başkadır. Birinde kişiliğine saldırı vardır diğerinde ise kendi duygunuzu ifade etme vardır
  11. Kendi senaryolarınızı  onlara  zorla kabul ettirmeye  çalışmayın.  Yani kendi hayalinizdeki mesleği, çalışmayı, başarıyı, onların kabul etmesini beklemeyin.
  12. Kıyaslamalar yapmayın.  Kendinizle, komşunun çocuğu ile , arkadaşları ile asla karşılaştırmayın.

      Sevgi, güven ve tutkuyla yaşayın.

 

ÇOCUĞUNUZA İSTEDİĞİNİZ DAVRANIŞI ÖĞRETİN

 

ÇOCUĞUNUZDA İSTEDİĞİNİZ DAVRANIŞI NASIL ARTTIRIRSINIZ?

Eğer yaptıkları bir davranış için ödüllendirilirlerse çocuklar o davranışı tekrarlarlar. Bu yüzden istediğiniz davranışı ödüllendirin ve böylece o davranışı arttırmış olun. İstenen davranışlar sessizce oturmak veya oynamak, dağılan oyuncakları toplamak, veya kardeşle oyuncakları paylaşmak olabilir. Böyle sessizce yapılan şeylerin bazen hiç farkına bile varmayız.

İstediğiniz davranışları nasıl arttırabilirsiniz?

a) Överek

b) Gülümseyerek, sarılarak, öperek

c) Sevdiği bir işi yaparak ( Örneğin bir öykü okuyarak, TV' de sevdiği bir programı izlemesine izin vererek, parka götürerek gibi.)

d) Küçük bir hediye vererek ( Örneğin bir paket şekerleme gibi)

Unutmayın ki çocuk ödüllendirildiğinde başardığını anlayacaktır, ve bu onun bu davranışı sürdürmesini güçlendirecektir.

Unutmayın ki, övgü ana-babaların da kendilerini iyi hissetmelerini sağlar, devamlı eleştirmek ve tehdit etmek ana-babaların da kendilerini kötü hissetmelerini sağlar.

Unutmayın istediğiniz davranışı övün ve istemediğiniz davranışı görmezden gelin.

Olumlu davranışları hemen, açık bir biçimde ve her seferinde ödüllendirin.Çocuğunuza sizin hoşunuza giden şeyin ne olduğunu söyleyin. Olumsuz davranışları her seferinde tutarlı biçimde görmezden gelin. Bu davranışı başkasının ödüllendirmesine izin vermeyin.

Olumsuz davranışlarıyla ilgi çektiklerinde çocuklar sıklıkla bu durumdan hoşnut olurlar.

Onlara dargın olduğunuz zaman bile aslında onlara ilgi göstermiş olursunuz bu nedenle yalnızca görmezden gelmeye çalışın.

Bağırarak, vurarak, küserek de olsa ilgilenmek istenmeyen davranışları arttırır.

Eğer onun şeker yemesini istemiyorsanız bu isteği duymazdan gelin, hiç pes etmeyin. Bunu her şeker isteyerek ağladığında yapmalısınız.

 

BAZEN İSTENMEYEN DAVRANIŞLARI GÖRMEZDEN GELMEK MÜMKÜN OLMAYABİLİR

 

Eğer davranışlar tehlikeli ve yıkıcı ise o zaman HAYIR demek zorunda kalabilirsiniz ya da onu oradan uzaklaştırmak ve hareketlerini kısıtlamak gerekebilir.

Sürekli eleştiri bir süre sonra çocuk için anlamsızlaşır. Eğer HAYIR sözünü çok sık duyarsa kulaklarını tıkamaya başlayacaktır. Bu nedenle HAYIR demenizin çok önemli olduğuna karar verdikten sonra bunu sürdürmelisiniz.

Ana-babaların yerine getiremedikleri boş tehditleri bir süre sonra çocuğun ana-babalarının sözüne inanmamasına neden olur.

 

İSTENMEYEN DAVRANIŞLARI NASIL AZALTIRSINIZ?

 

Sonunda pes edip ödüllendirdiğinizde çocuğun istemediğiniz davranışını sürdürmesini sağlamış olursunuz. Eğer her seferinde şeker almak için çığlık atmasını istemiyorsanız çığlıklarını duymazlıktan gelin ve böylece sizin söylediğinizi yapan biri olduğunuzu öğrensin.

Eğer beş on dakika sonra pes ederseniz eğer o süre boyunca bağırırsa sizin sonunda boyun eğeceğinizi öğrenecektir. Bu nedenle pes etmeden sonuna kadar gidebilmelisiniz.

Genellikle ana-babalar yalnızca çocukların olumsuz davranışlarını onların tutturucu hallerini görürler, sorun çıkarmadığı iyi davrandığı zamanları farketmezler. Halbuki istediğiniz davranışı övmeniz ve istemediğiniz davranışı görmezden gelmeniz gerekir.

 

 

NASIL DAVRANAN BİR ÇOCUK İSTERSİNİZ

 

1. Net ve açık kurallar koyun: Örneğin yatağa yatış saati, yemek zamanları belli değişmez düzen içinde gerçekleşsin. Bu tür bir değişmezlik çocuğun kendini güvende hissetmesini sağlar. Neyin kabul edilir, neyin kabul edilemez olduğunu çocuk daha iyi bilir. Evdeki tüm erişkinlerin bu kurallar konusunda anlaşması gereklidir. Farklı ve uyumsuz mesajlar çocuğun kafasını karıştırır.

 

2. Yapmasını istediğiniz şeyleri net ve tutarlı biçimde anlatın.

Çocuğunuzun sizin ne söylediğinizi tam anladığından emin misiniz?

 

3. Yeni istenen davranışlar öğretin:

 

a) Yönlendirme: Göstererek, yardımcı olarak ve yapabilmesine izin vererek yeni bir davranış öğretebilirsiniz

 

b) Her seferde tek bir adım: Zor işleri daha küçük adımlara bölerek çocuğun her seferde bir adım öğrenmesini sağlayabilirsiniz.

 

c) Başkalarından öğrenme: Çocuklar ana-babalarını örnek alır onlar gibi davranırlar.

 

d) Çocuğunuzun sizin istediğiniz gibi bir şey yaptığını farketmeye dikkat edin ve onu hemen övün.

 

ÇOCUĞUNUZA DUYGULARIYLA NASIL BAŞEDECEĞİNİ ÖĞRETİN

1. Çocuğunuzun size anlattıklarını dikkatle ve sessizce dinleyin

2. Onların duygularını anladığınızı kısaca ifade edin ( evet, anladım gibi)

3. Çocuğunuzun tanımlamaya çalıştığı duygusunun adını koyun. (çok kırılmış olmalısın vs.. gibi)

Unutmayın : Tüm duygular kabul edilebilir ancak bazı davranışlar kabul edilemez ve sınırlanmalıdır.

 

ELEŞTİRİ DEĞİL İŞBİRLİĞİ

Çocuğunuza olumlu tutumları öğretirken eleştiri yerine işbirliği yaparak birlikte çalışın. Şunları yapmaktan kaçının:

1. Suçlamak

“ Yine kardeşini ağlattın. “

2. İsim takmak

“ Kıskanç bir çocuksun”

3. Tehdit etmek:

“ Bunu bir daha yaparsan seni evden atarım”

4. Emir vermek:

“ Hemen derslerini bitirmeni istiyorum”

5. Konferans çekmek:

“ Kardeşini üzmenin ne kadar kötü bir davranış olduğunu bilmiyor musun, böyle yaparsan ilerde de kimseyle geçinemezsin. “

6. Uyarılar:

“ O duvara çıkma, düşersin”

7. Acındırma cümleleri:

“ Böyle davranman yüzünden hastalanıyorum, görmüyor musun? Senin yüzünden ölüp gideceğim.”

8. Kıyaslamalar:

“ Komşunun kızları ne kadar iyi notlar alıyor, sen neden onlar gibi değilsin?”

9. Alay etme:

“ Dersini ne kadar da çabuk bitiriverdin, sen bir dahi olmalısın. “

10. Geleceğe yönelik tahminler:

“ Böyle gidersen sen adam olamazsın.”

 

SORUNLARLA BAŞETMEK İÇİN NE YAPABİLİR SİNİZ?

1. Problemi tanımlayın

“ Koridor çamur içinde kalmış”

2. Bilgi verin:

“ Çamurlu ayakkabıların eve girmeden önce çıkması iyi olur.”

3. İsteğinizi kısaca tek kelimeyle belirtin:

“ Ayakkabılar”

4. Kendi duygularınızı anlatın:

“ Silip temizlediğim yerleri çamur içinde görünce çok kızıyorum”

5 . Hatırlatıcı notlar yazın:

“ Lütfen eve girer girmez ayakkabılarınızı çıkarın”

 

CEZALANDIRMAK YERİNE NELER YAPILABİLİR:

 

1. O andaki duygunuzu çocuğun kişiliğine saldırmadan net şekilde anlatın:

“ Notlarının düşük olmasına çok üzüldüm.”

2. Kendi beklentinizi ifade edin:

“ İkinci dönem notlarının daha yükseleceğini umarım”

3. Çocuğa kendini affettirme yolu gösterin:

“ Derslerine daha fazla zaman ayırarak bunu halledebilirsin”

4. Çocuğunuza seçme şansı verin:

“ Kendin çalışabilirsin ya da sana derslerinde yardımcı olacak birisi olabilir, nasıl istersin?”

5. Problemi çözmek için birlikte çalışın:

a) Çocuğunuzun duygularını konuşun

“ Bu karne senin için de çok üzücü olmalı”

b) Çocuğunuzu bu konuda birlikte bir çözüm üretmeye teşvik edin

“ Bu sorunu çözmek için sen neler düşünüyorsun?”

c) Ortaya çıkan fikirlerin listesini yapın ve bu fikirler içinden hangilerini uygulamaya koyacağınıza birlikte karar verin.

“ Evet , bu söylediğini yapabiliriz.”

d) İzleyin ve eyleme geçin:

“ Bu söylediğini gerçekleştirmek için bir plan yapalım. “

e) Hiçbir zaman çocuğun sizi suçlamasına izin vermeyin:

“ Sen hiç beni çalıştırmadın.”

“ Suçlama yok. Burada nasıl bir çözüm üretebileceğimizi düşünmeye çalışıyoruz.”

 

ÖVGÜ

 

Övgüler çocuğun kendine güvenini arttırır ve yaptığı işe daha da hevesle sarılmasını sağlar.

Överken şunlara dikkat edin:

1. Genel şeylerden kaçının. Onun yerine gördüğünüz şeyi tanımlayın.

“ Çok güzel bir resim yapmışsın “ yerine “ Bu resimde canlı renkler bir arada kullanılmış”

2. Geleceğe yönelik yansıtmalar yapmayın, şimdiye yönelin:

“ Sen büyük bir ressam olacaksın” yerine” Bu resim üzerinde gerçekten sabırla uğraştın.”

3. Kendi duygularınızı anlatın:

“ Bu resme bakmak içimi sevinçle dolduruyor.”

4. Çocuğun övülmeye değer davranışını kısaca tanımlayın:

“ Bu resim çok özenli bir çalışmanın ürünü.”

 

ANNE BABALAR HAYATINIZI GÜZELLEŞTİRMEK İSTER MİSİNİZ?

1. Çocuk olmanın nasıl bir şey olduğunu hatırlayın. (iyisiyle - kötüsüyle) O yaştayken siz neler hissederdiniz?

2. Anne babanız sizinle ilgilenemeyecek kadar meşgul olduğunda ne düşünürdünüz? Çocuğunuza zaman ayırın,böylece hayatlarını şekillendirirlerken onların yanında olur ve ellerinden tutarsınız.

3. Yalan söylediğinizde ve anne babanızda yalanınızı yakaladığında onların size nasıl davranmasını istemiştiniz? Peki ya anne babanız size yalan söylediğinde?........

Çocuğunuza dürüst ve açık davranın

4. Anne babanız birbirleriyle tartıştıklarında üzülür müydünüz?

5. Sizi yanlarında özel bir yere götürdüklerinde nasıl mutlu olmuştunuz?

6. Anne babanızla yemek yediğiniz sofraları hatırlayın. İyi günleri (nedenlerini) ve kötü günleri (nedenlerini) hatırlayabiliyor musunuz?

7. Yatma zamanlarınızı hatırlıyor musunuz?

8.İlk kez kız ya da erkek arkadaşınızla dışarı çıktığınızda ne kadar heyecanlandığınızı hatırlıyor musunuz?

9. Çocuk ve yeniyetme çağlarınızda yaşadığınız cinsel tecrübelerinizi ve duygularınızı hatırlıyor musunuz?

10. En kötü öğretmenlerinizi hatırlamaya çalışın, şimdi çocuğunuzun şikayetlerini anlayabiliyor musunuz?

11.       En iyi öğretmenlerinizi hatırlayın, böylece ona okulun ne kadar güzel bir yer olduğunu anlatabilirsiniz.

 

12.       Çocuklarınıza öyle davranın ki büyüyüp evden gittikten sonra sizi görmek için geri gelsinler!

13.       Onlara bağırmayın. Size bağırıldığında neler hissettiğinizi aklınıza getirmeye çalışın.

14.       Her gün çocuğunuza “özel bir zaman” ayırın; 15-20 dakika yalnızca onların sizinle birlikte yapmak istedikleri bir şey yapın.

15.       Onlarla konuşurken yumuşak bir ses tonu ile konuşun sizi daha iyi duyacaklardır.

16.       Verdiğiniz sözleri her ne pahasına olursa olsun tutmaya çalışın.

17.       Ona, “seni seviyorum” demekten utanmayın, çekinmeyin.

18.       Onu her gün en az bir kez kucaklayın.

19.       Sizin için zor olsa da(!) dinledikleri müziği dinleyin.

20.       Televizyonda her gösterilen programı seyretmesine izin vermeyin. Seyredebileceği programları siz saptayın.

21.       Ailecek oynanan oyunlara zaman ayırın.

22.       Aileniz için bir anayasa hazırlayın ve şu maddelere yer verin;

DOĞRU SÖYLE

BAŞKALARINA SAYGILI OL

ANNE BABAYLA TARTIŞMA

BAŞKALARININ MALINA SAYGILI OL

ANNE BABANIN SÖYLEDİKLERİNİ HEMEN YAP

(şikayet etmeden ve öfkeyle kendini yere atmadan)

BİR YERE GİTMEDEN ÖNCE ANNE BABADAN İZİN AL

KULLANDIĞIN EŞYALARI İŞİN BİTTİKTEN SONRA YERİNE KOY

ÇEVRENDEKİLERE YARDIMCI OL

23.       Koyduğunuz kurallara uyan çocuğunuzu takdir etmeyi sakın ihmal etmeyin. Farkına varılmayan iyi davranışlar tekrarlanmamaya mahkumdur.

24.       Çocuğunuzun iyi davranışlarını, kötü davranışlarına oranla on kez daha fazla görün. Böylece onların kendilerini aşağı gören bir yetişkin yerine iyi yanları ile gurur duyan bir yetişkin olmalarını sağlarsınız.

25.       Bir şeyi on kere söylemeyin, bir kez söylediğinizde yapılmasını sağlayın.

26.       Çocuğunuzu asla öfkeliyken disipline etmeyin. Öfkeniz geçene kadar bekleyin.

27.       Disiplin, çocuğunuzu cezalandırmak için değil öğretmek için bir araçtır.

28.       Yalancılık ve hırsızlık suçları ile hiç vakit kaybetmeden ilgilenin.

29.       Ne yapacakları, giyecekleri ve yiyecekleri konusunda emir vermekten ziyade seçenekler önerin. Onun yerine karar verirseniz, karar vermeyi öğrenmesini bekleyemezsiniz.

30.       Çocuğunuzun okulu ile yakın ilişki içinde olun. Öğretmeni ile tanışın, sınıf aktivitelerine yardımcı olun. Anne babalar genellikle sınıfta yaşanan kötü olayları en son öğrenen kişilerdir, okul ile yakın ilişki bu durumu önler.

31.       Karşılıklı güven, geçmişte yaşanan tecrübelere dayanır. Çocuğunuza, kazanacağı özgürlüklerin ne kadar güvenilir bir birey olduğu ile doğru orantıda olduğunu açıkça anlatın.

32.       Anne babalar bir arada olmaya ve konuşmaya ihtiyaç duyarlar. Çocuklar anne baba otoritesini ikiye böldükleri zaman kendileri zararlı olacak bir güce sahip olurlar. Çocuğunuza verebileceğiniz en güzel hediye eşinizi sevmektir.

33.       Çocuklar onlara yakıştırdığımız etiketlerle yaşarlar, onlara lakap takarken ya da aile arasında isim yakıştırırken çok dikkatli olmalısınız.

34.       Bir çocuğun kendine olan güveninin gelişmesi yaptığı ödevlerin kalitesinden daha önemlidir.

35.       Merakları doğrultusunda bir ustalık kazanmasına yardımcı olun.(spor, müzik vs.) Kendine güven kişinin kendisini “usta” hissetmesi ile bağlantılıdır.

36.       Çocuklar toplumsal değerleri anne babalarını izleyerek öğrenirler, onlara örnek olmaya çalışmalısınız.

37.       Çocuğunuzu cinsellik ve uyuşturucular konusunda kendiniz eğitin, sakın sorumluluğu okula bırakmayın. Bizim gençliğimiz ile onlarınkinin çok farklı olduğunu aklınızdan çıkarmamalısınız.

38.       Hatalarından ders çıkarmalarına yardımcı olun; onları aşağılayarak ya da azarlayarak değil, kendinizi onların yerine koyarak onlarla konuşun.

39.       Çocuklarınıza kendi kendileri için en iyisini beklemeyi öğretin.

40.       Başına gelenler için başkalarını suçlamamayı erken yaştan itibaren aşılayın. Onun savaşlarını onun için savaşmayın ama savaşmadan anlaşabilme yolları olduğunu anlatmaya çalışın.

41.       İş yapmak her çocuk için yararlıdır. Odasını ya da çantasını onun için toplamamalı ve asla çantasını taşımamalısınız.

42.       Kardeşler arası sevgi bağlarının kurulmasında saygı çok önemlidir, çocuklarınıza başkalarının haklarına saygılı olmaları gerektiğini anlatın.

43.       Çocuğunuzla aranızdaki sorunları çözümlemekte zorlanırsanız, sorunları görmezden gelmek yerine bu işin eğitimini almış profesyonellere danışmalısınız.

44.       Hata yaptığınız zaman özür dilemekten çekinmeyin.

45.       İyi anne baba olmak öğrenilmesi gereken bir sanattır, öğrenebileceğiniz her şeyi öğrenin.

-----------------------------------------------------------------------

 

Sayın  veli,

Sınava hazırlanan bir öğrencinin anne ve babasına önemli görevler düşmektedir. Anne ve babaya düşen önemli görevler,ailenin bütçesinin sınırlarını zorlayarak çocuğuna en iyi eğitim imkanlarını sunmak ve ona uygun çalışma şartlarını hazırlamakla sınırlı değildir.

 

Sınavlara hazırlanan bir öğrencinin yaşadığı kaygının iki sebebi vardır. Birinci sebep tümüyle gerçek ve akılcı bir temele dayanır. Sonuçları hayatın akışını etkileyecek büyük bir yarışta yer alacak olmaktan kaygı duymak,doğal ve yerinde bir durumdur. Ancak ikinci sebep,birinci gibi gerçek ve akılcı bir temele dayanmaz. 'Anneme -babama ne diyeceğim?",”akrabalarımın önüne nasıl çıkacağım?', "Tanıdıklarıma karşı mahcup olacağım...”   gibi düşünceler sınavlara hazırlanan öğrencinin kaygısını yükseltir.

 

Her konuda olduğu gibi sınavlarda başarı için  de  belirli bir düzeyde kaygıya gerek vardır. Giriş sınavlarına hazırlanan bir genç çok ender rastlanabilecek çok az sayıda kişi hariç öğrenme ve başarı için gerekli olan düzeyde kaygıya sahiptir. öğrenmeyi,akil yürütmeyi ve sınav başarısını olumsuz yönde etkileyen,temelinde öğrencinin kendine güvensizliği yatan yüksek kaygıdır. Gencin kendisine güvensizliği ise önemli ölçüde anne ve babasının bilerek veya bilmeyerek uyguladığı eğitim ve yaklaşımların sonucudur.

 

Anne-babanın çok küçük yaştan başlayan yüksek başarı beklentisi, çocuğun hatalarını düzeltmek için onu eleştirmek, çocuğun dayak, hırpalama gibi cezalarla eğitilmesi, yargı ifadesi taşıyan olumsuz sıfatlarla nitelenerek (haylaz, tembel, sorumsuz, dağınık, pısırık, yavaş v.b...) çocuğun kendine olan güvenini zayıflatır. Bunun sonucu ortaya çıkan kaygı, başarıya olumlu katkısı olmayan kaygıdır ve bununla başa çıkmak çok zordur.

 

ÇOCUĞUNUZUN KAYGISINI ARTTIRMAYIN

 

Çocukların sınavlara hazırlandıkları sırada anne-babalara düşen en önemli görev, çocuklarının çalışma isteğini arttırmak ve onu çalışmaya teşvik etmek için kaygı yükseltici yaklaşım ve tutumlardan kaçınmaktır. "Bu kadar çalışmayla kazanamazsın.  “Bu kafayla gidersen zor kazanırsın. .", "Amcanın oğlu falanca yeri kazandı  bakalım sen ne yapacaksın...", "Teyzenin kızı tıbbı kazandı çalımından,havasından yanına varılmıyor, aman bizi mahcup etme..." türünden yaklaşımlar genci çalışmaya teşvik etmez tam tersine,yükselen kaygı sebebiyle onu adeta "kıpırdayamaz" duruma getirir.

 

ÇOCUĞUNUZUN SINIRLARINI ZORLAMAYIN

 

Kendi özlemlerinizle çocuğunuzun sınırları arasında gerçekçi bir denge kurun. Çocuğunuz girebilse fen lisesinde okuyabilir veya kazanabilse tıp fakültesini bitirerek iyi bir doktor olabilir. Ancak çocuğunuzun kapasitesi binlerce kişi arasından sıyrılarak bu yerlere ulaşmaya yeterli olmayabi1ir. Bu iki durumu birbirinden ayırın ve içinizden veya yüksek sesle çocuğunuzun "beceriksiz" olduğunu düşünmeyin. Çünkü bu düşüncenizi nasıl olsa hisseder veya duyar.

 

Çocuğunuzun sınırlarını anlayabilmek için bir uzmanın görüşüne başvurabileceğiniz gibi, bu konuda kendiniz de gerçeğe çok yakın tahminde bulunabilir­siniz. Bunun için kullanacağınız ölçüt, çocuğunuzun okul hayatında ve okul dışı faaliyetlerinde göstermiş olduğu başarı seviyesidir.

Çocuğunuz sınıfında ders başarısı açısından ön sıralarda yer alan, sosyal faaliyetlerinde girişken ve liderlik özelliği olan,belirli bir ders veya alandaki başarısı öğretmenlerinin veya çevresindekilerin takdirini kazanan biriyse ne mutlu size. Bu takdirde çocuğunuzla ilgili beklentilerinizi yüksek tutmakta gerçekçi sebepleriniz var demektir.

 

Eğer çocuğunuz sınıflarını "ancak" geçebildiyse, sınıfını geçerken çeşitli yardımlara ihtiyaç duyduysa, öğretmenleri kendisini, "biliyor ama bildiğini ortaya koyamıyor", veya "Çalışsa yapar,ancak çalışmıyor" diye değerlendirdilerse okul dışı hayatında dikkat çekecek hiçbir özel başarı göstermediyse, çocuğunuzun uyumlu bir insan olması ve meslek hayatında başarı göstermesi yine de mümkündür. Ancak okul veya üniversite seçiminde beklentilerinizi çok yüksek tutmanızda yarar vardır.

 

Bir cümleyle özetlemek gerekirse, çocuğunuzla ilgili beklentilerinizi kontrol edin ve ideallerinizin onun sınırlarını zorlamasını önleyin.

 

SINAVDA BAŞARILI OLAMAZSA YAŞAYACAĞINI BİR CEZA GİBİ GÖSTERMEYİN

 

Bir düşünür "Hayat büyük olayları beklerken arada geçen zamandır" demiş. Bu sözden bir pişmanlık payı çıkarmak da mümkündür. Hayatı bir süreç gibi değil de , bir durum gibi görürseniz, önünüzdeki o1ayların önemini abartırsınız.

 

Çocuğunuz istediğiniz veya kendi istediği okulun veya üniversitenin sınavlarında başarılı olamazsa, gideceği okulu bir ceza gibi göstermeyin. Çünkü gerçekten kazanamadığı takdirde

 

alacağı eğitim, hayatı açısından -yine de- büyük önem taşır. Bu eğitimi alabilmesi ve yararlanması ancak okulunu ve eğitimini sevmesiyle mümkündür. "...eğer kazanamazsan, falan okula gidersin" veya "...Eğer... fakültesine giremezsen, filan fakülteye girer ancak filan olursun" gibi sözler onun gideceği okulu, yapacağı işi sevmesine imkan bırakmaz. Bu tür yaklaşımlar çocuğun hayatı ve kendisini sevmesini de engeller ve kendisine olan güvenini temelden sarsar.

 

KENDİNİZE  "HAYATIN AMACININ NE OLDUĞUNU”  SORUN

 

Hayatin amacı kendine yeten bir insan olarak  yaşadığından memnun olmak ve bu memnuniyeti yakın çevredeki insanlarla da paylaşabilmektir. Sınavda başarılı olmak,diploma sahibi olmak bu temel amaca yönelik araçlardır."Okumak","Yüksek öğrenim görmek" hayatın seçeneklerinden biridir. Neyse ki, hayatın seçenekleri bu kadar sınırlı değildir. Eğer amaç para kazanmaksa mutlaka falan okula gitmeden veya filan üniversiteyi bitirmeden de bunu sağlamak mümkündür. Eğer amaç hayattan alınan zevki arttırmaksa, müzik ve sanat bu zevki ve coşkuyu insanlara dolu dolu yaşatabilir. Bütün bu sebeplerden ötürü hayatı bir tek seçeneğe "falan okulun giriş sınavını kazanmaya" indirgemek konuyu bir "ölüm-kalım' olayı durumuna getirir. Bu da hem ailenin, hem de çocuğun kaygısını yükseltir, başarısını tehdit eder.

Anne-baba olarak görevinizin çocuğunuza iyi bir eğitim vermek olduğu kadar, ona hayatı sevdirmek ve yaşama sevincini aşılamak olduğunu göz ardı etmeyin.

-----------------------------------------------------------------------------------------------------

 

BİRBİRİNİZE BAĞLILIĞIN AMAÇ, SINAVIN ARAÇ OLDUĞUNU  UNUTMAYIN

 

Ders çalışmak ve sınav kazanmak uğruna çocuğunuzla olan yakınlığınızı tehlikeye atmayın. Önündeki sınavda başarılı olsa da, olmasa da önemli olan çocuğunuzla aranızdaki sıcaklığın tehdit edilmemesidir. Çocuğun sınavda başarılı olması Uğruna yapılan mücadele bazen ailey1e çocuk arasına soğukluk girmesine ve duygusal açıdan uzaklaşmaya sebep olmaktadır.

 

Eğer çocuğunuzla ilişkiniz genel olarak iyi ve yumuşak ise, belirli miktarda "çalış" uyarısı ve çalışma şartlarının hazır edilmesi biraz sıkıcı gelse de, çocuğunuza sorumluluğunu hatırlatacaktır. Kaç yaşında olursa olsun birçok kişinin çalışmaya başlamak için bu tür bir uyarıya ihtiyaç duyduğu bilinir.

 

Ancak çocuğunuzla ilişkiniz iyi gibi gözükse de sık sık sertleşiyorsa o zaman "çalış" uyarıları aranızdaki gerginliğin dozunu arttırmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Böy1ece birbirinize kızmak için özel bir sebebe ihtiyacınız kalmayacak, eğitim ve diplomadan daha önemli bir şey çocuğunuzla aranızdaki sıcaklık bütünüyle kaybolacaktır.

....................................................................

SONUÇ OLARAK ÖZETLERSEK

 

* Sınavda başarılı olmak için belirli düzeyde kaygıya gerek vardır. Sınava hazırlanan bir öğrenci gerekli düzeyde bir kaygıya mutlaka sahiptir. Anne-babanın çocuğunu teşvik için  kaygısını arttırması, beklenenin tam aksine sonuç verir.

* Ailenin küçük yaştan başlayarak çocuktan yüksek başarı beklemesi, eleştirmesi, yargı ifadesi taşıyan sıfatlarla nitelemesi ve cezalandırması çocuğun kendine olan güvenini sarsar ve kaygı düzeyini yükseltir. Kaygı düzeyi yüksek çocukların geçmişinde mutlaka bu özellikler vardır.

* Anne-babanın kendi özlemleriyle çocuklarının sınırları arasında gerçekçi bir denge kurmalarında yarar vardır.

 

* Çocuğun geçmiş okul hayatında ve okul dışı faaliyet1erinde göstermiş olduğu başarı onun sınırlarını ve gelecek performansını tahmin etmek için genel bir ölçü olarak kullanılabilir.

 

* Çocuğunuz sınavda başarılı olamazsa, gideceği okulu ona bir ceza gibi göstermeyin. Çünkü istediğiniz okulu kazanamazsa, böyle bir durumda gideceği okulu sevmesine ve başarılı olmasına imkan kalmaz.

 

*  "Sınavı kazanma" nın hayatın "tek" ve "kesin" aracı olduğunu düşün­meyin.

 

*  "Ders çalışmak" ve "sınav kazanmak" uğruna çocuğunuzla olan yakınlığınızı tehlikeye atmayın. Aranızdaki sıcaklığın hayat boyu devam etmesi her şeyden önemlidir.

 

* Sizin hayat görüşünüz ve yolunuz çocuğunuza çizmeye çalıştığınız gibi mi? Değilse, çocuğunuzun sizi örnek aldığını düşünün ve ona karşı daha yumuşak olun.

 

Siz okuyan bir insan olduğunuz halde, çocuğunuz okumak istemiyor veya başarısız oluyorsa,bunun tercihi

 

olduğunu kabullenin. Bu noktada olgun insanın tanımını hatırlayın; "Olgun insan sonucunu değiştiremeyeceği olayları kabul eder."

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !